Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gündem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2014 Salı

Osmanlıca nedir? Eski Türkçe midir?

19:06:00
Osmanlı'ca

Son dönemde tartışılan karma eğitim ve Osmanlıca dersi konusu son günlerde gündemden düşmüyor. Peki Osmanlıca nedir?

13 ile 20. yüzyıllar arasında Anadolu'da ve Osmanlı Devleti'nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, Arapça ve Farsçadan etkilenmiş Türk dili. Alfabe olarak Arap alfabesinin Farsça ve Türkçe için uyarlanmış bir biçimi kullanılmıştır. Halk arasında bazen yanlış kullanım olarak bu dil dönemi için “Eski Türkçe” tabiri de kullanılmaktadır.
Türk yazı dilleri ve ağızları hakkında ilk bilgileri söz varlığı verileriyle ve sözlü edebiyat ürünleriyle sunan, Türk dilinin ilk sözlüğü ve dil bilgisi kitabı Divânu Lügati't-Türk’te, Kutadgu Bilig adlı ünlü eserde, Ali Şir Nevai’nin Muhakemetü'l-Lugateyn’inde, Harezm-Kıpçak, Anadolu ve Çağatay sahasında XIX. yüzyıla kadar bu dilin adı Türk tili, Türkî, Türkçe şekillerinde kaydedilmiştir. Bu yüzyıla dek Türk lehçeleri arasındaki farklar çok büyük değildi. Özellikle XVI. yüzyıldan başlayarak klasik gelişimini sürdüren Türk dili, Doğu Türkçesi veya Çağatay Türkçesi ile Batı Türkçesi veya Osmanlı Türkçesi diye adlandırılan iki büyük yazı dili hâlinde Türk dünyasında varlığını sürdürüyordu.
Osmanlı Türkçesinin “lisan-ı Osmani”, “Osmanlı lisanı” diye adlandırılmasına ünlü sözlükçü, yazar Şemseddin Sami şu sözlerle karşı çıkmış ve tıpkı Kaşgarlı Mahmud, Yusuf Ulug Has Hacib, Ali Şir Nevai gibi dilin adının “Türkçe” olduğunu ifade etmiştir:

Söylediğimiz lisan ne lisanıdır ve nereden çıkmıştır?

Osmanlı lisanı tabirini pek de doğru görmüyoruz çünkü bu unvan Selâtin-i Osmaniye’nin birincisi, fatih-i meşhurun nam-ı âlilerine nisbetle müşarünileyhin tesis etmiş oldukları bir devletin unvanıdır. Hâlbuki lisan ve cinsiyet müşarünileyhin zuhurundan ve bu devletin tesisinden eskidir. Asıl bu lisanla mütekellim olan kavmin ismi “Türk” ve söyledikleri lisanın ismi dahi “lisan-ı Türkî”dir. Cühela-yı avam indinde mezmum addolunan ve yalnız Anadolu köylülerine ıtlak edilmek istenilen bu isim intisabıyla iftihar olunacak bir büyük ümmetin ismidir.
Şemseddin Sami, Osmanlı lisanı, Çağatay lisanı gibi adlandırmaların yakışıksız olduğunu, Çağatay adının da Türk kavimlerinden birinin adı olması dolayısıyla dil adı olmayacağını belirtmiştir. Sami’nin çok doğru ifadesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nda kullanılan yazı dili Türkî-i Garbî yani Batı Türkçesi, aktar-ı baidede ‘uzak ülkelerde’, Türkistan coğrafyasında kullanılan yazı dili ise Türkî-i Şarkî yani Doğu Türkçesidir.

Düşüncelerini kendi sözleriyle şöyle açıklamıştır:

Bize kalırsa o aktar-ı baidedeki Türklerin lisanıyla bizim lisanımız bir olduğundan ikisine de “Lisan-ı Türkî” ism-i müştereki ve beynlerindeki farka da riayet olunmak istenildiği hâlde onlarınkine “Türkî-i Şarkî” ve bizimkine “Türkî-i Garbî” unvanı pek münasiptir.
Klasik devirde "Osmanlı Türkçesi" ayrı bir dil olarak algılanmamış, üç dilden (elsine-i selase) oluşan bir karışım olarak görülmüştü. "Türkçe" ise, evde, sokakta ve köyde konuşulan basit dile verilen addı. Ancak 19. yüzyılda standart bir yazı dili ihtiyacının belirmesiyle birlikte Osmanlı dili tartışmaları yoğunlaştı. Bu dilin belkemiğini oluşturan Türkçenin güçlendirilmesi ve yazı dilinin Türkçe konuşma diline yaklaştırılmasına ilişkin talepler Şinasi, Ali Suavi, Ahmet Vefik Paşa gibi yazarlarca dile getirildi. 19. yüzyıl sonlarında doğan Türkçülük akımı, Osmanlı yazı dilinin esasen Türkçe olduğu ve "Türkçe" diye adlandırılması gerektiğini vurguladı.
Cumhuriyet döneminde ise "Osmanlı Türkçesi" deyimi genellikle olumsuz bir anlam kazandı. Dil Devrimi'ni izleyen kültürel ortamda, "Osmanlı Türkçesi", Türkçeden ayrı ve yoz bir dil olarak görüldü. Türk Dil Kurumu'nda 1983'e dek bu görüş egemendi. Buna karşılık Osmanlı kültürüne yakınlık duyan muhafazakâr kesim, Osmanlı yazı dilinin de Türkçenin bir lehçesi olduğunu vurgulamak amacıyla "Osmanlı Türkçesi" deyimini tercih etti (örneğin Faruk Kadri Timurtaş, Mustafa Özkan vb.).
Öte yandan, Osmanlı yazı diline "Osmanlı Türkçesi" adı verildiği zaman, bundan çok farklı bir dil olan Osmanlı dönemi konuşma Türkçesine ne ad verileceği konusu, çözülmemiş bir sorun olarak kalmaktadır.
23 Aralık 1876'da ilan edilen Osmanlı İmparatorluğu ilk anayasası olan Kanun-i Esasi'nin 18. maddesinde devletin resmî dilinin "Türkçe" olduğu belirtilmiş ve Türkçe bilmeyenlerin devlet memuriyetine alınmayacağı ifade edilmiştir:
“Madde 18 - Tebaa-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.    ”
El yazısıyla Osmanlı Türkçesi

Osmanlı Türkçesi kendi arasında kronolojik esasa göre sınıflandırılmıştır:

1. Eski Osmanlı Türkçesi: 15. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar.
2. Klasik Osmanlı Türkçesi: 16. yüzyıldan 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar.
3. Yeni Osmanlı Türkçesi: 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyıla kadar.
20. yüzyıl başlarında gelişen Türkçülük hareketi dilde sadeleşme ve öz Türkçe sözcüklerin kullanılması fikrini doğurmuş, modern Türkiye Türkçesi dönemi başlamıştır.
1928 yılında yapılan Harf Devrimi'nin sonucunda Latin alfabesi kaynaklı yeni Türk harfleri kullanılmaya başlanmış, böylelikle Osmanlı Türkçesinin kullanımı son bulmuştur.
Osmanlı Türkçesinin yazıldığı alfabe, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışının ardından kullanımdan kalkmışsa da, Türk tarihinin son 1000 yılına yakın bir dönem bu yazı ile yazılmış olduğu için araştırmacılar, edebiyatçılar ve tarihçiler tarafından birinci derecede önemli ve bilinmesi zorunlu bir alfabe ve dönem olarak nitelenir.
Osmanlı yönetici sınıfının ve eğitimli seçkinlerin kullandığı bir yazışma ve edebiyat dili olan Osmanlı Türkçesi, günlük hayatta konuşulan bir dil olmamıştır. En belirgin özelliği, Türkçe cümle altyapısı üzerinde, İslam dünyasının klasik kültür dilleri olan Arapça ve Farsçayı serbestçe kullanma olanağı tanımasıdır.
Osmanlı yazı dili belirgin anlamda 15. yüzyıl ortalarında biçimlenmeye başladı ve 16. yüzyıl başlarında klasik biçimine kavuştu. 19. yüzyıl ortalarından itibaren gazeteciliğin ve Batı etkisindeki edebiyatın gelişmesiyle hızlı bir evrime uğrayan Osmanlı Türkçesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından kısa bir süre sonra gerçekleştirilen Harf Devrimi (1928) ve Dil Devrimi (1932-) sonucunda yazı dili ve gramer olarak kullanımdan kalktı ancak, konuşma ve yayın alanındaki kullanımı Türk Dil Kurumu'nun yabancı kelimeleri Türkçeleştirme uğraşları ve Batılılaşmanın ivme kazanması ile kullanıma giren yeni kelimeler sayesinde değişime uğrayarak devam etti ve bugün kullanmakta olduğumuz modern Türkçeye dönüştü.

Söz varlığı

Bu devrede Eski Anadolu Türkçesinin söz varlığı kadar açık bir Türkçe söz varlığı yoktur. Ancak, dilin yapısındaki yabancı sözlerin kullanımı metinden metine, muhitten muhite değişebilmiştir. Örneğin, sanat yapmak kaygısıyla saray muhitinde yazılan ve sadece dar aristokrat kesime hitap etmesi amaçlanan şiir ve nesir örneği eserlerin dili oldukça ağırdır. Halk arasında “Osmanlıca” denince algılanan o Türkçenin dışında farklı dil düşüncesi bu gibi kullanımların sonucu olmuştur.
Sanatsal kaygı ve dar kesime hitap durumlarının dışında kalan, bu muhit dışında yazılan dönem eserlerinin dili Türkçenin bir döneminde olabilecek normallikte yabancı öge içermiştir.
Türkçe yazı diline Arapça ve Farsça sözcüklerin girişi İslamiyetin kabulüyle başlar. Türkiye Türkçesinde 13. yüzyıla ait en eski metinlerde toplam kelime hazinesinin üçte biri ila yarısı Arapça ve Farsça alıntılardan oluşur. Ancak 15. yüzyıl ortalarına dek kullanılan yazı Türkçesi, günümüz konuşma dilinden yapıca çok uzak değildir. Dönemin şiir ve düzyazı örneklerinden birçoğu, konuşma Türkçesine yakın yapıdadır.

Osmanlı Türkçesinin kaynakları

Osmanlı İmparatorluğu'nda orta ve yüksek eğitim sistemi Fatih Sultan Mehmet döneminde (1451-1481) yapılanıp Yavuz Sultan Selim (1512-1520) döneminde olgunlaştı. Eğitim dili sadece Arapça idi. Dolayısıyla bu dili bilmek ve rahatça kullanabildiğini göstermek, eğitimli olmanın gereği sayılırdı. Seçkin bir azınlık, klasik edebiyat dili Farsçayı da öğreniyordu. Klasik Arap ve Fars literatürünün kaynaklarını tanımak, bu iki dilin gramer ve söz varlığının nüanslarına hâkim olmak, kültürlü bir Osmanlı'yı basit halktan ayırt eden özelliklerdi.
Klasik Osmanlı kültürünün önceliklerine ilginç bir örnek, dönemin en popüler Farsça sözlüğü olan Burhan-ı Katı lügatidir. Farsça temel kelimeleri kısaca geçen bu sözlük, Farsça kelimelerinin en az bilinen anlamlarını, gün yüzü görmemiş nüanslarını, az duyulmuş şiirlerdeki özel kullanımlarını açıklamakla övünmekteydi.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Minare Evin Üzerine Düştü

10:22:00

Mersin’in Mut ilçesinde aniden bastıran kuvvetli yağış ve fırtına sırasında caminin minaresi bir evin üzerine devrildi.

İlçeye bağlı Çömelek Mahallesi’nde aşırı yağış ve fırtınada, caminin minaresi, 70 yaşındaki Nurten Uluşan isimli kadının oturduğu evin üzerine devrildi.
Ev sahibinin dışarıda olması can kaybını önledi. Ev kullanılamaz hale geldi.
Çömelek Mahallesi Muhtarı Osman Çopur, “Her şey birkaç dakika içinde oldu. Aşırı yağış esnasında hortuma benzer bir fırtına oldu. Arkasından caminin minaresi evin üzerine devrildi. Ev sahibinin dışarıda olmasından dolayı can kaybı yaşanmadı. Ayrıca bazı evlerin çatıları uçtu. Elektrik tellerinin kopmasına da neden olan fırtınanın yol açtığı hasar tespit için kaymakamlığa bilgi verdik” dedi.
Kaynak: İHA

1 Haziran 2014 Pazar

Avusturyalı genç kız İslamiyet'i seçti

17:21:00

 

 

Avusturya'nın başkenti Viyana'da yaşayan ve Katolik mezhebine mensup 15 yaşındaki Vanessa Engel, Müslüman oldu.


Viyana 5. Tuna Festivali'ne katılan Engel, Avusturya İslam Federasyonu Başkanı Muhammed Turhan'ın huzurunda "Kelime-i Şehadet" getirdi. Kur'an-ı Kerim ve üzerinde Kabe resminin bulunduğu bir tablo hediye edilen Engel, yaklaşık bir yıldır İslam'a ilgi duyduğunu ve arkadaşlarından edindiği bilgilerle Müslüman olmaya karar verdiğini söyledi.

KALBİMİN İSLAM'A AİT OLDUĞUNA İNANIYORUM

Katolik inancına mensup bir ailede büyüdüğünü belirten Engel, küçüklüğünden buyana hep bir arayış içerisinde olduğunu kaydetti. Kafasındaki sorulara Müslüman arkadaşlarından "tatmin edici cevaplar" alması üzerine Müslüman olmaya karar verdiğini ifade eden Engel, "Tamamen kendi eğiliminden dolayı İslamiyet'i seçtim. Kalbimin İslam'a ait olduğuna inanıyorum" dedi.

Yardıma ihtiyacı olduğu durumlarda hep Müslüman arkadaşlarını arkasında bulduğunu vurgulayan Engel, "Müslümanların samimiyet ve güveniriliklerinden çok etkilendiğini" ifade etti.

EN BÜYÜK HAYALİM MEKKE'YE GİTMEK

Engel, Müslüman olmaya karar verdikten sonra ailesi ve arkadaşları tarafından baskı görmediğini ve aksine destek aldığını belirtti.

"Ömrünün sonuna kadar Müslüman olarak kalacağını" söyleyen Engel, "En büyük hayalim Mekke'ye gitmek, Kabe'yi görmek. Umarım en kısa sürede bunu yapacağım" diye konuştu.

Müslüman olduktan sonra başörtüsü takmaya başlayan Engel, "Meryem" ismini aldı.AA

İki numara açıkladı: Erdoğan başkan oluyor

11:41:00

 

İki numara açıkladı: Erdoğan başkan oluyor.

AK Parti'nin iki numarası Mehmet Ali Şahin, Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olacağını ve 2023'e kadar fiilen başkanlık yapacağını vurguladı. 

 Yaklaşan Köşk seçimleri öncesi Başbakan Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığına aday olacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Erdoğan'ın adaylığı resmi olarak açıklanmasa da AK Partililer tarafından son zamanlarda dile getiriliyor.

"ADAYIMIZ BELLİ" DEMİŞLERDİ
Geçtiğimiz günlerde önce Beşir Atalay, sonra da Bülent Arınç "Bizim adayımız belli, sadece açıklamadık" şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.

Son olarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, açık açık Erdoğan'ın ismini verdi ve "Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olacak" dedi. Şahin ayırca Erdoğan'ın fiili olarak başkanlık yapacağını da sözlerine ekledi.

ERDOĞAN BAŞKAN OLARAK HİZMET VERECEK

İşte Mehmet Ali Şahin'in o açıklamaları;

"Yok öyle yağma, Tayyip Erdoğan bu millete hizmete devam edecek. Hem de cumhurbaşkanı olarak devam edecek" diyen Şahin, "2015 seçimlerinde AK Parti'yi parlamentoya daha güçlü şekilde sokarak, Anayasa'yı değiştirip, Türkiye'ye başkanlık sistemini getireceğiz. Böylece cumhurbaşkanı seçilen Başbakanımız Erdoğan, aynı zamanda partili bir kişi, başkan olarak, milletimize 2023 yılına kadar hizmet edecektir"

Akdeniz'de korkutan deprem!

10:05:00

Akdeniz'de korkutan deprem! 

Akdeniz’de Girit Adası açıklarında Richter ölçeğine göre 4.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü, depremin saat 01.08’de Girit Adası açıklarında kaydedildiğini açıkladı. Kandilli Rasathanesi’nin yerin 10.3 kilometre derinliğindeki 4.4 büyüklüğünde olarak açıkladığı depremin büyüklüğünü afad 4.1 olarak bildirdi. Deprem, bazı yerleşim birimlerinde hafif hissedildi.